BENİM ŞİİRLERİM
NEREDEYİM
Güneş ışığı penceremden içeri giriyor yavaş yavaş
Şöyle bir uzanayım yatağıma,
Pek de rahat değil ama,
Bu güzelliğin zevkine ancak böyle varılır.
Off ! yatak batıyor sırtıma,
Ama güneş ışığı unutturuyor bu ıstırabı
Ferahlıyorum, yüzüm aydınlanıyor
Unutuyorum tüm kötülükleri, acıları...
Yolculuk yapıyorum ışıklar eşliğinde başka diyarlara
O ışıkları tutmaya çalışıyorum ellerimle,
Ama nafile, tutamıyorum, kayıyorlar avuçlarımdan
Sıcak ve parlaklar; yıldız gibiler...
Benimle bin bir renkteki çiçekler arasında koşuyorlar
Bir o yana, bir bu yana koşuyoruz
Sonra rüzgar da katılıyor bize,
O da alabildiğine koşuyor nefes nefese
Sesi kulaklarımda çınlıyor
Kuşlar, böcekler, ağaçlar hepsi koşuyor
Hepimiz amaçsızca koşuyoruz bir yerlere
Savrulup gidiyoruz.
Bütün bedenim uyuşuyor,
Üzerime bir yorgunluk çöküyor,
Birden ortaya çıkan bu yorgunluk da nesi?
Aman Allah'ım! ışıklar, rüzgar, kuşlar nerede?
Ya altımızda salınan çiçekler, onlar nerede?
Bu ürkütücü karanlık da nereden çıktı?
Ya o karanlığı delen korkunç ses,
Ne, ne bu çakıp çakıp kaybolan parlak damarlar ?
Şimşek mi yoksa?
Evet, evet şimşek!
Bal gibi şimşek!
Peki ne işi var burada?
Niye çıkıverdi birden ortaya?
Niye bozdu o güzelliği?
Bu sırtıma batan şey de ne?
Hıh! yatakmış...
Eskisinden daha fazla batıyor sırtıma nedense,
İğne gibi, ok gibi, kurşun gibi...
Bu ses? yağmur sesi!
Evet, evet yağmur sesi!
Ardından yoğun bir toprak kokusu...
Bu kez de kendimi bir tarlada buluyorum
Elimde orak, altın sarısı, uzun boylu başakları biçiyorum
Alnımdan akan terleri siliyorum durup,
Gözlerim uçsuz bucaksız tarlaya dikiliyor
Başakların rüzgarla dans edişini seyre dalıyorum
Gülümsüyorum, gururlanıyorum
Çünkü emeğinin karşılığını almış bir çiftçiyim...
Ah! yüzümde hissettiğim bu soğukluk da nesi?
Elimi yüzüme götürüyorum ve o soğuk noktayı buluyorum
Su bu, su!
Peki nereden çıktı bu su?
Gözlerimi açıp tavana dikiyorum
Yüzüme siper almış bir yağmur damlası küçük bir delikten bana bakıyor,
Her an damlamaya hazır,
Yerimden kalksam iyi olacak,
Off! şu yatak fena yapmış sırtımı...
Etrafıma üzgün gözlerle bakıyorum,
Gözlerim odamın her köşesinde geziniyor,
En son pencereye odaklanıyor,
Ama bu pencere çok küçük!
Altında da demirden bir tepsi var
Güneş, şimşek, yağmur hiçbir şey yok
Yüzümdeki ıslaklık da yok,
Tavana bakıyorum, yağmur damlası yok
Oysa biraz önce oradaydı...
Şimdi nerede?
Tavan bile yok gibi,
Karanlık üzerime çökmüş sanki
Aman Allah! altımdaki yatak da kaybolmuş
Bu, bu dokunduğum, üzerinde oturduğum beton bir zemin
Olamaz burası da neresi?
Ben neredeyim?
Neredeyim?
KAYBETTİM
Kendimi kaybettim bugün,
Aradım caddelerde, sokaklarda bulamadım
Ağladım sonra sessizce,
Ne kadar yalnız olduğumu anladım,
Ve ne kadar çaresiz olduğumu...
Seni kaybettim bugün,
Aradım başka insanlarda bulamadım,
Acı çektim sonra içten içe,
Seni ne kadar çok sevdiğimi anladım,
Ve bir daha dönmeyeceğini...
GİDİYORUM
Yaşadığım bu yerden
Bu, her köşesini beynime kazıdığım,
Çocukluğumu, gençliğimi geçirdiğim şehirden vazgeçiyorum.
Gidiyorum ardıma bakmadan
Her şeyi geride bırakıyorum
Bütün hatıralarımı ve seni...
Gidiyorum,
Bir sonu vardır elbet dediğim,
Ancak bir türlü sonunu göremediğim aşkını da yanıma alarak.
KIRMA
Kırıyorsun beni çok
Belki istemeden yapıyorsun bunu, belki isteyerek
Ama kırıyorsun...
Çok hassasım ben, çok kırılgan
Sırçadan yapılmış gibiyim
Sert bir bakışın, sert bir sözün tuzla buz ediyor beni...
Sonra dağılan parçaları toplamak zor oluyor,
Kırılan kalbim seni de kanatıyor,
Sözlerim bir ok gibi fırlıyor ağzımdan,
Suskunluğumu bir zırh gibi giyiyorum üstüme,
O vakit ikimiz de çileden çıkıyoruz
O yüzden beni kırma,
Çünkü seni kırmak istemiyorum.
İNANMIYORUM
Kalemim düştü sarı sayfalara,
Yazmaya dermanım yok artık.
Yordu aşklar beni, ayrılıklar yordu
Güvendiğim insanlar bir bir gözümden düştü
İnsanlara inanmıyorum artık...
Sevgiye inanmıyorum,
Yaşam kadar yalan sevgiler,
Yalan öpüşler, güzel sözler...
Aşktan doğar sözde!
Sevgiliymiş, o da kim?
Silindiler kalbimden birer birer...
SOKAK ÇOCUĞU
Çocuk üşüyor,
Çocuğun ayakları çıplak,
Giysileri yırtık,
Çocuk yalnız,
Evi yok, ailesi yok
Hayatın çetin koşullarına göğüs geriyor çaresiz
Kaldırım kenarında sabahlıyor,
Sırtını verip taş duvara yarı uyuyor, yarı uyanık
Yoldan geçen arabaların vızıltısı onun ninnisi,
Elinde sıkıca tuttuğu bally torbası tek arkadaşı,
Bir de sokak köpekleri...
ÇOCUK SEVGİLİM
Çocuktun çoğu zaman,
her halinle çocuk.
yersiz gülüşlerinle,
küsmelerinle,
kural tanımazlığınla,
umursamazlığınla çocuktun hala.
kimi zaman ulaşılabilir,
kimi zaman da öylesine inatçıydın.
anlamak zordu seni,
sevmek ayrı mesele...
acı veriyordu seni sevmek, seninle olmak...
canın istediğinde çeker giderdin uzaklara,
bazen de tanımamazlıktan gelirdin beni,
bir yabancıymışım gibi davranırdın,
bir yabancıymışım gibi öperdin beni...
ama, o çocuksu bakışların yok muydu?
unuttururdu her şeyi.
hataların siliniverirdi zihnimden
istediğin her şeyi yapmaya hazır olurdum,
bir elmas olurdun elimde tuttuğum
pırıltısıyla gözlerimi kamaştıran,
ve her an elimden düşürüp de kırarım diye korktuğum bir elmas...
sen benim her şeyimdin.
ama fazla olgundum sana göre,
fazla doğrucu ve fazla muhafazakar
bu yüzden bitmeliydi...
ve ilk adımı atan sen olduğun gibi,
son noktayı koyan da sen oldun...
gitmeden önce öyle ağlamaklı baktın ki gözlerime,
ve o kadar derin...
sanki büyümüş gibiydin,
sanki içindeki çocuk gitmişti.
sıkıca sarıldın bana, öptün...
"mutlu ol" dedin.
kapıyı bile çok yumuşak kapattın
adımlarını duymadım bile,
bedenini terk eden bir ruh gibi sessiz, çıkıp gittin...
bense kalakaldım öylece,
halbuki biliyordum biteceğini,
biliyordum gideceğini,
yine de sızladı içim,
istemiyordum ayrılığı,
seni istiyordum.
ama nafile dönmedin bir daha,
bekledim,
çok bekledim gelirsin diye; gelmedin....
YAŞIYORUZ İŞTE
Bazen sevmiyorum yaşamayı,
Bazen de doya doya yaşamak istiyorum.
Bazen ağlıyorum iki gözüm iki çeşme,
Bazen de kahkahalar koparıyorum.
Bazen hürüm, bazen esir
Nefes nefese koşarken özgürce,
Aniden ayaklarım demirleniveriyor.
Günüm günüme, saatim saatime uymuyor.
Bir bakmışım böyleyim,
Bir bakmışım şöyleyim,
Engel olamıyorum bu değişime,
Kimse engel olamıyor,
Öyle ya da böyle yaşıyoruz işte...
BENİ
İçimde yaşanan fırtınaları hissettirmem çoğu kez eşime, dostuma...
Kendi kendime dindirmeye çalışırım, o asi fırtınaları,
Sarmaya çalışırım ellerimle, yüreğimle, aklımla yaralarımı
Kanarlar ama, taşmaz kanları gözlerimden,
Kimse içimdekileri bilmez,
Bir ben bilirim derinliklerimde ne olduğunu,
Onlar sadece yüzeysel görürler beni; yüzeysel tanırlar,
Bense en küçük noktasına kadar tanırım beni...
BENİM İÇİN...
ÖRDEKLER UÇARKEN RÜZGARDA
Rüyanda uçtuğunu söylemiştin heyecanla bana o sabah
Oysa benim ayaklarım zaten hiç basmıyordu yere!
Öyle güzel iki kanat taktın ki kollarıma,
Belki Galata'dan değil ama Ankara'dan uçtuk semaya
Her gittiğimiz yerde tesadüf bu ya ördekler çıktı karşımıza
Dedik ki; ördek olsun bundan sonra uğurlu hayvanımız
Onlar da bizim gibi kanatlı ve bir o kadar...anlarsın işte
Dalıp sevdalara süzüldük kol kola masum rüzgarda...
Rüzgar dedim de birden şarkımız geliverdi aklıma,
O büyülü an sanki kararlaştırmışcasına haykırıverdik
'Evet, işte o sendin yıllardır özlemini duyduğum insan'
Aynı anda aslında buydu söylediğimiz tek bir nefeste...
Peki ya şarkı? o bahane...
21/06/2005
MAYISIN SON GÜNÜ
Mayısın son günüydü o gün...
Yağmurlu, sıradan; üstelik bahara veda ediyordu insanlar
Oysa benim baharım işte tam böyle bir zamanda başladı
Hayatım bir anda değişiverdi o gün seni görünce...
Yağmur kalbimin en derin duygularını,
Bir anda yüzeyine taşıdı kabından taşarcasına
Öyle coşkun bir sel yarattı ki içimde
Fırtınalar hiç dinmedi yüreğimde seni sevince...
Sen yanımdayken bile seni özler oldum gün geçtikçe
Neyseki paylaştık yarı yarıya kalplerimizi en baştan
Tutmak ne mümkün ayrı gayrı onları
Alıp beni bu alemden taşır yanına seni düşününce...
Senle şarkıların derinliğinde sonsuzlua yol almak
Uçsuz bucaksız duyguların okyanusunda yelken açmaktı
Evet seni sevmek, sana bağlamak ve sende kaybolmak buydu
Rüyalara dalar da uyanamam seni öpünce...
21/06/2005